SEVCAN SEN BİTANESİN
ŞU GELEN SEVGİLİ BENİM SEVİLEN O SEVEN BENİM
DÜŞÜNDÜKCE AĞLIYORUM İÇİMDE DERT DİLİM DİLİM
ŞU VEFASIZ DÜNYADA SEVMEK BİLE SUÇ OLMUŞ
KABAHAT BENİM DEĞİL BANA BU CANI VERENİN
şiirler
« Önceki ::
ŞU GELEN SEVGİLİ BENİM SEVİLEN O SEVEN BENİM
DÜŞÜNDÜKCE AĞLIYORUM İÇİMDE DERT DİLİM DİLİM
ŞU VEFASIZ DÜNYADA SEVMEK BİLE SUÇ OLMUŞ
KABAHAT BENİM DEĞİL BANA BU CANI VERENİN
|
Kursunkalem Çocuk, büyükbabasinin mektup yazisini izliyordu. Birden sordu : "Bizim basimizdan geçen bir olayi mi yaziyorsun ? Benimle ilgili bir hikâye olma ihtimali var mi ? " Büyükbaba yazmayi kesti, gülümsedi ve torununa söyle dedi: "Dogru, senin hakkinda yaziyorum. Ama kullandigim kursun kalem yazdigim kelimelerden çok daha önemli. Umarim büyüdügünde bu kalemi sen de seversin." Çocuk kaleme merakla bakti ama özel bir sey göremedi. "Iyi ama bu kalem benim hayatimda gördügüm diger kalemlerden hiç farkli degil ki ! " "Bu tamamen nesnelere nasil baktiginla ilgili. Bu kalemin bes önemli özelligi var ve sen de bu özellikleri kendinde benimseyebilirsen hep dünyayla barisik bir insan olursun." "Birinci özellik: Harika seyler yapabilirsin ama attigin adimlari yönlendiren bir el oldugunu asla unutma. Bizim için bu el Tanri'dir ve her zaman kendi kudretiyle bizi o yönlendirir." "Ikinci özellik: Zaman zaman her ne yaziyorsam durmam ve kalemimin ucunu açmam gerekir. Bu kaleme biraz aci çektirse de sonuçta daha sivri olmasini saglar. Bu yüzden bazi acilara gögüs germeyi ögrenmelisin, bu acilar seni daha iyi bir insan yapar." "Üçüncü özellik: Kursun kalem, yanlis bir sey yazdiginda bunu bir silgiyle silmene her zaman olanak tanir. Yaptigimiz bir seyi sonradan düzeltmenin kötü bir sey olmadigini anlamalisin, aksine bu bizi adalet yolunda tutmaya yarayan en önemli seylerden biridir." "Dördüncü özellik: Kursun kalemin en önemli kismi, kalemin yapildigi ahsabin ya da disariya yansiyan sekli degil, içerisinde yer alan kursunudur. O yüzden her zaman kendi içine bakmali, en çok onu korumalisin." "Besinci ve son özelligi ise her zaman bir iz birakmasidir. Ayni sekilde sen de hayatta yaptigin her seyin bir iz birakacagini bilmeli ve her hareketinin farkinda olmalisin." |
|
Bir Yaz Gecesi Soğuk bir yaz gecesiydi, Hava karanlık olduğundan etraf görülmüyor, sadece ay'ın izin verdiği kadar ışıkla ağaçlar birer gölge olarak duruyordu. Delikanlı, karşısında duran ve uzun zamandır hasretini çektiği genç kıza bakıyor. Genç kız da bu bakışları gecenin karanlığında tam seçemediği hâlde karşılık veriyordu. Bu iki sevdalı birbirlerine bakarken, kulaklarında yankılanan gece böceklerinin ötüşüydü... Delikanlı kıza biraz daha yaklaştı. Onun gözlerini net seçebilmek ve içlerine durmaan bakabilmek istiyordu. Fakat güneş yoktu, zaten de olmasındı. eğer güneş olsaydı bu tılsım bozulacak, bu efsun dağılacaktı. Bu delikanlı ve kız, şimdi 2 yıldan sonra ilk kez bir gecede karşılaşmışlardı. Ne çok hâyaller kurarlar, neler düşünürlerdi. Artık birbirlerine kavuşmuşlardı ve hayallerini gerçekleştirmelerini önleyecek hiç bir şey kalmamıştı. Kız, suskun ve utangaç bir edayla: - Beni özledin mi? dedi. Delikanlı, gözlerinin görünmediğini bildiğinden sessizce ağlamakta bir sakınca görmüyordu: - Bir çöl ortasındaki nar ağacı kadar... cevabını verdi. Gecenin karanlığında birbirlerinin göremedikleri yüzüne bakan bu iki âşık, şimdi hayallerinden bahsetmeye başlamışlardı. İlk önce kız konuştu: - Tüm sorunlar halloldu, artık evlenmemizde hiç bir engel yok. 2 yıldır askerliğin için bekliyorum seni, daha fazla beklemek de istemiyorum. Artık kavuşmalıyız birbirimize. Eminim bunu en az benim kadar sen de istiyorsun. Delikanlının gözündeki yaşlar biriktikçe birikiyor, fakat delikanlı bu yaşları genç kıza belli etmemek için geri içine akıtıyordu. Kız devam etti: - Gerçek aşk çok zor oluyor. İşte bizim aşkımız da bu gerçek aşklardan. Artık sen bana, ben sana kavuşalım. Bunca hasret ve ayrılık yetişir. Delikanlı artık dayanmıyordu. Ayağa kalktı, sağ kolunu öne uzattı. Kız bu manzara karşısında ne yapacağını, ne söyleyeceğini şaşırmıştı. Delikanlının sağ kolunun dirsekten sonrası kesilmişti. Kızın gözlerinden akan yaşlarla delikanlı cevap verdi: - Askerliğim bitti ama kolumu kışlamda bıraktım! Şimdi her ikisi de ağlıyordu. Delikanlı bir ara durup karşı ağaçlara baktı. Usulca fısıldadı: - Vatan sağolsun... |
|
Mutlu Bitmeyen Masal Öyle bir söz söyledi ki genç kadın; aşka dair söylenmiş tüm kelimeler kirlenmiş hissetti kendini. Hayatın dili tutuldu, kuşlar sustu,dallar kıpırdamadı, yapraklar oynamadı. Bulutlar ağlamaya başladı, güneş üzüntüsünü gizlemek için bir bulutun arkasına saklandı, renkler siyahta bütünleşip matem bağladı, deniz dalgalanmadı,balıklar nefes almadı… Rüzgar yüze vurdu gerçeği söylenen sözün arkasından, cellat bir aşkın daha ipini çekmek için uyandı uykusundan, Azrail yaklaşamadı adama korkusundan. Gökyüzü anı ölümsüzleştirmek için flaş patlattı, zaman şuurunu yitirdi aptallaştı, kalpler göğüs kafesini çatlattı. Her şey ama her şey durup kulak kabarttı. Evren biten bir aşka şahitlik yapmaktaydı… Hiçbirimiz seçtiğimiz hayatları yaşamıyoruz kuşkusuz. Yaşamak zorunda bırakıldığımız onlarca şey var hayatımızda. Bir zorundalığa boyun eğmek, sahip olmayı dilediğimiz şeyler için savaşmaktan daha kaçınılmaz olmadı mı hep ? Genç adam hiçbir zaman tesadüf diyemeyeceği bir şekilde tanımıştı onu. Önce etkilenmiş, sonra bir şeyler hissetmişti. Kadın bir şarkının notalarında hayat bulmuş, yüreğine işlemişti. Çok sevmişti genç adam; bildiği kelimelerle aşkını anlatmayı beceremeyecek kadar çok… Sevgisine karşılık olmuyordu hiçbir kelime,kalbiyle örtüşmüyor,onu anlatmıyor, içleri boşalıyor,anlamını yitiriyor, kifayetsiz kalıyorlardı. Onun aşkını anlatacak kadar derin anlamları olan, sevgisinin büyüklüğüne sınır koymayan bir kelime yoktu hiçbir ülkenin lügatinde, bunu biliyordu. İşte sırf bu yüzden hiçbir şey söylemeden kadın görsün , hissetsin istiyordu… Onu tanıdıkça yanılmadığını anlıyordu genç adam. Tanıdıkça duyguları kabarıyor, sevgisi depreşiyor büyüleyen bir hal alıyordu. Onunla konuşmak, onunla anı paylaşmak, onu anlamaya çalışmak, ona yardımcı olmak… Bütün bunları yapmaktan keyif alıyordu doğrusu ve istediği tek şey onunla bir ömür yaşamaktı şüphesiz. Bunu gerçekten kelebek olarak hayat bulmuş bir tırtılın yeniden yaşama dönme çabası yada miladı dolmuş can çekişen bir hastanın huzuru isteyişi gibi, ölümü isteyişi gibi istiyordu. İçi gökyüzüne bakan iki avucun, dilin çırpınışlarıyla vuku bulan tılsımında, dualarında ilk önce onun adına hayat veriyor, onun mutluluğu için dua ediyor,onun huzurlu ve sağlıklı olmasını istiyordu. Ve içten içe şükrediyordu Allah’a cennetinden bir meleği yanı başına kadar yolladığı için. Daha ölmeden dünyasına cennet büyüsü kattığı için… Meleğim diyordu ona, sen benim meleğimsin… Kanatlarını bir yerde unutmuş olabilir misin? Ellerini bile tutmaktan korkuyordu incitirim diye. Üzülsün, kırılsın, incinsin istemiyordu. Sahip olup olabileceği en değerli şeyi; Allah’ın kendine verdiği hediyeyi koruma içgüdüsüydü bu… Çok seviyor diye balık taklidi yapıyordu ona. Alık bir balık. Onu mutlu görünce daha bir alıklaşıyor rolüne kendini kaptırıyordu. Ona onu mutlu eden her şeyi vermek istiyordu. Yapamayacağı şey yoktu. Zaten sevmek yaşamaktı, yaşamaksa savaşmak. Kaybedeceği bir şey yoktu. Ama hiçbir şey… Dünya döndü, zaman geçti. Her zaman hesap edilemeyen bir olasılık vardır teorisi gerçekleşti. Allah genç adamın kalbindeki meleğin sevgisinin kendine olan sevgiden kat kat fazla olduğunu sezdi ve içerledi. Meleği genç adamdan almaya karar verdi. Mutlu çift her vakit Allah’ın nameleri minarelerden yükseldikçe hissetmeye başladılar kalplerinde bir şeyler eksildiğini. Her gün biraz daha çok hissediyorlardı ayrılacaklarını. Birbirlerine tutunuyor, savaşıyor, mücadele ediyor engel olamıyorlardı. İrili ufaklı parçaları kaybediyorlardı sevgilerinden. Anlamsız bir yaşanmışlıktı ama son zamanlarda sürekli birbirlerini incitmekten, yıpratmaktan, mutsuz etmekten bahseder olmuşları. Belki de Allah vicdan denilen duygu üzerinden yapmıştı ayrılık planını kim bilir. Zamanını, yerini şeklini dahi belirlemiş kader kalemiyle alınlarına dokundurmuştu onların. Geriye sadece beklemek kalmıştı. Ayrılacakları günü beklemek… Zaman doldu, şartlar olgunlaştı. Yine bir gün genç adam ve genç kadın konuşmaktaydı… Duygular taşınmaz hale geldi ve aniden öyle bir söz söyledi ki genç kadın; aşka dair söylenmiş tüm kelimeler kirlenmiş hissetti kendini. Hayatın dili tutuldu, kuşlar sustu,dallar kıpırdamadı, yapraklar oynamadı. Bulutlar ağlamaya başladı, güneş üzüntüsünü gizlemek için bir bulutun arkasına saklandı, renkler siyahta bütünleşip matem bağladı, deniz dalgalanmadı,balıklar nefes almadı… Rüzgar yüze vurdu gerçeği söylenen sözün arkasından, cellat bir aşkın daha ipini çekmek için uyandı uykusundan, Azrail yaklaşamadı adama korkusundan. Gökyüzü anı ölümsüzleştirmek için flaş patlattı, zaman şuurunu yitirdi aptallaştı, kalpler göğüs kafesini çatlattı. Her şey ama her şey durup kulak kabarttı. Evren biten bir aşka şahitlik yapmaktaydı… ‘ Bitti’ dedi genç kadın. ‘ Bitti, gidiyorum’ Genç adam kalbini acıdığını hissetti aniden. Ölecek gibi oldu, bir şey söyleyemedi. Eli koynunda kanayan yarasında, peşi sıra giden kadını seyretmekle yetindi sadece. Ve kalbi kadının ellerinde… |
NerdesinNerdesin acaba şimdi sanırım yatağında mışıl mışıl uyuyorsundur.Zaten her zaman bu kadar vurdumduzmaz olmadın mı? Hayat senin için bir oyun sanki.Bense yatağımda dönüp duruyorum.Saat gecenin 3ü oldu ben hala o günü hatırlıyorum hani beni yüz üstü bırakıp gitmiştin.Arkandan ağlamıştım ne kadar ama sana göstermeden ben çok güçlüyümya.Sonra seninle geçirdiğimiz günler geldi aklıma ama nedense hep kötü olanlar sanki biz hiç güzel gün geçirmemişiz gibi.Sonra düşündüm gerçekten biz hiç güzel ve mutlu bir gün yaşamamışmıydık.Günlerimiz hep seni bir yerlerde komaya girip kaldı mı diye aramakla ve hastane odalarında mı geçmişti.Gecenin bir yarısı telefon çaldığında annnenlere koşmakla,seni sokağa çıkıp acaba hangi alemdesin diye aramakla mı geçmişti.Aradığın uyuşturucuyu bulamayınca beni tartaklamakla mı?Acaba neden katlanmıştım bunlara hatta herkesin bana" Bırak şu çocuğu ondan bir şey olmaz"demesine rağmen.Neden olduğunu onlar blmiyordu fakat ben biliyordum çünkü seviyordum.Ama sonra yanında bir kızla karşıma çıktın sarmaş dolaş.Bana"Senden bıktım,alacağım işte bu uyuşturucuyuda.Benim peşimi bırak "dedin.Ne yapabilirdim ki ağlasam,bağırsam elime ne geçecekti,hiç.Bende sustum,arkamı dönüp gittim.Arkamda sevdiğim fakat beni hiç sevmeyen bir adamı bırakarak.O ise kızla arkamdan bir kahkaha patlattı bana inat.Bense susup gittim. |
|
Papatyanın Hikayesi |
salıncakSandalyesi devrildi, boğazı acımıştı.. |
ölmek yok Dönmek Var |
Yagmur Yağıyordu17 Yagmur Yağıyordu-Kalsaydın! -Yok kalmam, sınavlar iyi geçti. Mehtap ve Nur da ayağa kalktı, Nur ; -Sağol güzel bir sohbet oldu. Cem tamamladı; -Hikaye ile içimizi kararttın, alacağın olsun. -Ben içimden geldiği gibi yazıyorum, idare et. Nur; -Hüzünlenmek, ağlamak da ihtiyaçtır. Cem; -Sağoool Nur. Bütün ihtiyaçlarımız bitti bu kaldıydı. Her gün gülmekten çatlıyoruz ya. Nur gülümsedi. Ben kapıya yöneldim; -Benden yaşı büyük olsa dövecek galiba yahu. Yine de belli olmaz ben acele kaçayım. Hüznü gizleyen birer gülümseyiş yüzümüzde vedalaştık. Abisiyle, ablasının arkasında kalan Nur, gülüşümün perdelediği hüznü farketmiş gibi yeniden el salladı, bu kez çocuk gibi bir gülümseyiş ekleyerek. Sanki “Konuştuklarımla seni üzdüm ama artık neşelen” der gibiydi. Bir kez daha zoraki gülümsedim. yüzünün daha da sararması içimdeki korkuyu büyütmüştü. Cem beni bahçe dışına kadar uğurlamak için ısrar etti. Nur’dan uzakta konuşma fırsatı bulunca sordum; -Cem benim fark ettiğimi siz de fark etmişsinizdir. Yüzü çok solgunlaşmış, sararmış. -Evet fark ettik. Avrupa’daki doktorlar iyileşmeye meyilden bahsettiği için, düzelir diye umut ediyor, bekliyoruz. Fakat bir yandan da endişeleniyoruz. Bilmiyorum ki ne yapalım. -Ayrıca bir sarılık kapmış olmasın. Bir arkadaşım, “Bazen çocuğu bir hastalıktan hastaneye götürür, başka bir hastalık kapıp gelirdik” derdi. -Bulaşıcı bir hastalık kapmış olabilir diyorsun ha. -İnşallah yoktur böyle bir şey ama... annem de ısrar ediyordu, “Doktora gösterin sararıp soluyor” diye. Biz de “Birşey olsa İsviçre’deki doktorlar fark ederdi” diyorduk. Ama sen de böyle konuşunca iyice huzursuz oldum. Yarın götüreyim hastaneye. -Çok iyi olur. Ben yarın gündüz nöbetçiyim, akşamda iş yerinden bir abiye davetliyim. Akşama kadar bir netice olursa eğer beni de sonuçtan haberdar edebilirsen sevinirim. -Tamam. Elini sıkıp vedalaştıktan sonra otobüs durağına doğru yürüdüm. Şansımdan hemen gelen otobüse bindim. *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** Otobüsün camından dışarıyı seyrediyorum. Kimi caddelerde hayat yeni başlıyor gibi, hareketli neşeli insanlar, kimi otobüs duraklarında yorgun insanlar evine gitmek için bekleşiyor. Geç saatte , yorgun argın evine gitmek için bekleşen insanlar bayramlarda kolay kolay evinde kalamayan babamı hatırlattı. Bazen bayramın ilk günü sabah işe biraz geç giderdi, ne kadar sevinirdik. Tabii sabah 1-1,5 saat geç gidince o gün akşam sabaha kadar çalışacağını bilmezdik. Şimdiki gibi internet, cep telefonu olmadığından bayramlarda PTT’nin bayramlarda çok fazla tebrik kartı işi olur, zorla fazla mesai yaptırılırdı. Evimdeyim. Halen yazdığım ve internette yayınladığım “Bahar hikayeleri” ne devam etmem gerekiyor. Fakat öylesine isteksizim ki. Hikayeye devam etmem için bir sürü destek maili alsam da, istemeyen bir kişinin maili moralimi bozdu, yazmakta zorlanıyorum. Yine de masanın kenarına sandalyemi çektim, kağıt kalem zaten hazırda beni bekliyor. Acaba bahar hikayelerine Nur’u da katsam mı? Gerçek hayatttan bazı alıntılar yapsam, isimleri değiştirsem olur mu? Kararsızım ama zaten Nur’u bahar hikayelerine katmam çok zor. ‘Bahar hikayeleri’ndeki Gül sağlıklı bir kız. Vazgeçtim. Zaten hikaye fazla girift olur, gerçekle sanal birbirine çok karışabilir. Mesela Nur, Allah korusun ölürse, zaten hikayenin sonunu getiremem, yazamam. Okuyucu nerenin gerçek, nerenin hayali olduğunu çözebilir mi, çözmek ister mi? kafam iyice karıştı. Aslında Matrix filmindeki sorular da beynimde uçuşuyor; “Gerçek nedir” ,” Bu soluduğunun hava mı olduğunu sanıyorsun” ... Evet gerçek neydi, gerçek yaşadığımız mı, yaşadığımızı sandığımız mı? Çünkü ikisinin arasındaki farkı anlamayabiliriz. Tıpkı etkileyici bir rüyadan uyandığımızda, “Rüyamıydı-gerçek miydi? “ diye bir süre düşündüğümüz gibi. Çevremizdeki birileri bizim rüyamızı bilse ve rüya gerçek miş gibi davransa işimiz ne kadar zor olurdu. Zannedersem şöyle bir söz vardır filmde; “Eğer bir şeyi düşünüyorsak o gerçektir. Çünkü başkaları görmesede, bilmese de , o bizim beynimizde yaşanmış gibidir”. Bence doğru, çünkü beş duyumuzla hissettiklerimiz beynimize iletiliyor ve gerçek olup-olmadığına beyin karar veriyor. Beynimize bir şekilde elektrot vb.. cihazlarla veya hipnozla birşeyin olduğu mesajını verirsek, beynimiz onun gerçekliğini kabullenir, olmamış olsa bile. Hipnozla “Sen siğaradan nefret ediyorsun” fikrini verdikleri gibi. Ben düşünceler içindeyken, kağıt kalem önümde mahsun mahsun bakıyor. Yazı yazmak ne kadar zor geliyor, düşüncelerimin ucundan Nur’un ölümü geçiyor, kalkıyorum. İnternet okuyucuları biraz daha bekleyecek gibi. Ceketimi alıyorum, Nur’un mahsun bakışlarıyla beraber dışarı çıkıyorum. Dilimde Nur’un kulağına çalınan şarkı; “Ölüm de var”, yürüyorum...yürüyorum. Sen geldiğinde Ben yoktum Ben beklerken de sen… ……. Oysa seni aramıştım yıllarca yokluğunda ……. Yokluğunda umut vardı gelmen için. Geldiğinde bitti her şey Çoktan gitmiştim ben bırakıp gençliğimi geride… Karanlık, loş sokaklarda yürüdüm bir süre. Evlerin ışıkları bir bir sönüyordu. Ve ışıklar gitti bir anda. Altındağ’ın, Atıfbey mahallesinin karanlığı da pek hoş olmuyordu. Karanlıkta yaklaşan her ayak sesi düşman gibi, hata canavar gibi geliyor insana. Tabii ben de çekiniyordum. Misafirliğini geç saatlere kadar sürdürmüş ailelerin benden çekindiğini fark ettiğimde iyice yolun uzak tarafına geçtim. Bazı ailelerde babalar, bazı ailelerde anneler uyuyan çocuklarını sırtına almıştı. Ailelerde, loş sokakta tek başına yürüyen, sessiz birini fark etmek korkuya neden olsa da, yanlarında yürüyen çocukların neşesi yerindeydi, şakalaşıp, koşturup duruyorlardı. “Çocuklar uyur, babalar taşır” diyen reklâmdaki gibi, ben uyurken veya yorgunken annem-babam taşımıştır beni. Fakat benim daha çok aklıma, babamın anneannesi Hatice ninemizi sırtında taşıyışı geliyor. Yaşlı, şakacı, sevgi dolu, lafı sözü kimseyi kırmayan biriydi rahmetli. Ağlamasıyla gülmesi birer dakka araylaydı sanki. Bir bakarsın kocasının üzerine getirdiği kumayı hatırlayıp ağlıyor, bir bakarsın, babamın yaptığı bir espriye gülüyor. Onun bu kadar yaşamasının formülü belki de buydu. En üzüldüğü konu bile çabucak kaybolur giderdi. Kendime baktım, her üzüldüğüm içimde kale olmuş, bir tuğlasını bile yerinden sökemiyorum. Evime geldim, şöyle yan gözle kağıt kaleme baktım, çoktan uyumuşlar. Perdeleri örttüm, ışığı yaktım, aynada tanıdık bir yüz. “Hiç senle muhabbet edecek halim yok”. Aynada kalan yüzüme, yüz vermedim. Çektim yorganı başıma yumdum gözlerimi. Karşımda beliren tatlı bir yüz gülümsedi, “iyi uykular” gözlerimi açsam kaçacaktı, biliyorum. Gözlerimi daha sıkı yumdum. ![]() Senden "disconnect" oldum olalı sevgilim Yaşadığım hayat "demo" oldu birden bire ''Ctrl+Alt+Delete'' bile yaramıyor kalbime artık Mümkün değil hatıraları "uninstall" etmek "Alt+F4" deyip gitmenle kapandı tüm umutlarım "hata raporlarıyla" terkettin.Başardın Tatlım Kutlarım |
|
|
Kalplere tıklayın | ||||||||||
boşuna![]()
Boşuna Sen yoksun... Boşuna yağıyor yağmur... Birlikte ıslanmayacağız ki... Boşuna bu nehir... Çırpınıp pırpırlanması... Kıyısında oturup göremeyeceğiz ki... Uzar uzar gider... Boşu yorulur yollar... Birlikte yürüyemiyeceğiz ki... Özlemler de ayrılıklar da boşuna Öyle uzaklardayız... Birlikte ağlayamayacağız ki Seviyorum seni boşuna... Boşuna yaşıyorum Yaşamı Bölüşemiyeceğiz ki... |
şiir![]() Fırtınasız havalarda ve kısa mesafeli yolculuklarda o da mecbur kalınırsa kullanılabilecek ufacık bir yelkenliyle uzak denizlere açılmış sanki ömrüm.... Uçsuz bucaksız bir mavilikte ve ufacık bir karartı bile denemeyecek mekanında sallantıların en şiddetlisiyle alaboraya müsait bir akibetin kollarına düşmeme adına kanayan parmak uçlarındaki kırılan tırnaklarıyla tutunmaya çalışmakta belli belirsiz çıkıntılara..... Kıyılar ve kayalar çok uzak olmalı ki hazır aşındırmaya müsait bir varlık bulmuşken var gücüyle bastırmakta, ağır aksak bir şarkının birlik notaları gibi yüzündeki porteye düşen rüzgara inat altını oymakta, altmış dörtlük notalı asi dalgalar.. Parlayan gözlerinde umuttan eser kalmamış... Bilinmeyen bir makamın taksimini geçmekte mırıldanışları.... Ağlamaklı bir kemanın en ince telinden çalınmakta sergüzeştinin şarkısı.... Yaş otuz iki... Dante’ye bile kavuşmak olası görünmemekte sanki... Yelkeni yırtılacak.... hızla su alacak.... alabora olacak belli...... Dudaklarında ki acı tebessümle düşünmektedir bu son deminde.. ‘’ Pişman değilim... iyiki sevdim seni..... iyiki daldım denizine.... iyiki varsın aşk...’’ ALINTI |
ne kadar uzak olursa olsun yüreğim yanındaGidene “gitme” diyemeyenin, gelene “hoş geldin”’i ne kadar anlamlıdır bilemiyorum. Benim gibi konuşmayıp, benim gibi yazmayandan uzak durursam; nereye götürür beni bu tekdüzelik! Arada bir “saçmala!” desin biri, ölçüp biçeyim, düşüneyim üstünde; onun kadar sert, onun kadar umursamaz olmayayım; içim rahat olsun “yanılıyorsun” derken ve gülümseyeyim. Dikkatli oldugumdan dikkat isterim doğru; kaçınırim kötü söz söylemekten; anlamadan itham etmek istemem; tahammül gösteremem yargısız infazlara; her duyguma bir cümle bağlayabilirim istersem; ama öfkelenmeden yazamam, yazamam yazmasına da sövemem de kimseye... Sessizlik izin verir karşındakine, seni dilediğince yorumlaması için... Ve bazen, en fazla bağıranla, hiç sesi çıkmayanı ayıramam birbirinden... Ve merak ederim: “Ne saklıyorlar benden?” Belki gözlem yapıyorlar, belki veri topluyorlar; herkes bağırırken susmak, erdem sayılır belki; ya sessiz çoğunluğun bir parçası olmak? Ben ağlarken gülüyorsan anlayış gösterebilirim; ben ağlarken ağlıyorsan “dostum” diyebilirim, ben kalırken gidiyorsan “korkak” sanabilirim; ben severken itiyorsan, vazgeçebilirim senden ve ben sorarken susuyorsan, katlim vaciptir demektir; ölebilirim! Sessizlik cinayet işler bazen; ne bir tanık, ne bir kanıt bırakmaz arkasında; bazen bizim gibi sessiz, bazen tırnaklarını toprağa geçirerek, hayatımızdan çıkıp gider insanlar; bazen anlamamanın, bazen anlaşılmamanın acısını duyarlar. Ve fark etseler de, etmeseler de, kimse güvende değildir artık; oysa, güvende olmak için tercih edilir susmak! Ve vicdanımızın tek düşü olur; deliksiz uyumak! |
reklamlar (eski)
|
Sana âşık kalmaktan vazgeçeceğimi sanıyorsan
Sana âşık kalmaktan vazgeçeceğimi sanıyorsan, beni hiç tanımadın demektir. Çatırdayan ne olursa olsun, ben duymazlıktan gelmeyi bilecek kadar öğütledim kulaklarımı. “Sen hafif meşreplikten hoşlanıyorsun” diye bayağılaştıysam, seni ne kadar sevdiğimi anla artık. “Hep hesapların var” diye, ayağını yorganına göre uzattığını düşünme, ben bilirim senin ne kadar açıkta yattığını. Züppede olsan, ben içindeki çocuğun anası, dışındakinin sevdalısıyım. Sen, “annem olma” desende, ben öyle kalmaya devam edeceğim. Bu ne kadar sürer bilmiyorum, ama bilinmeyenleri de sever insan. Yalvarmak hariç, seni elimde tutmamı sağlayan her şeye açığım. İster “yoldan çıkmış” desinler, ister “bir gözü kör”, dünya çığlığını ata dursun, ben o kadar sağırlaşmışım ki, “biraz daha bağırın” diyorum. Sen, karanlıklar prensi kılığında, baloya katılan bir âşık mı sandın kendini? O kadar vesveseyle dolusun ki bu akşam; “yok o ne dermiş, yok nasıl düşünürmüş, yok bu kalıpta bir adama bu yakışıyor muymuş “ derken, tren kalkmış gidiyor. Küçük haberlerin büyüklerine oranla daha can yakıcı olduğunu biliyorum, sende öyle... Ağlarken bile güldüğümü söyleyen sen, şimdi gerçekten ağladığımı fark edince, suçluluk duymaya başlarsın elbet, ama hiçbir suçluluk, bir aşığın son nefesinde ne istediğini sormanı engelleyemez. Sen, “sormaktan korkuyorsun” diye, ben söylememezlik etmeyeceğim. Seni dilediğimi bil, bu bana yeter. Didik didik olmuş bir yüreğin, kalan birkaç kelamı… Dinlemek seni daha mutlu biri yapmayacak tabi, madem, aşk için ödenecek bedellerin hesabını birlikte tuttuk, kendi payına düşenleri şimdi karşıla. Dimdik durmak ikimizin de son çaresi, ben eğilip bükülmek meraklısı olmadığım halde, senin için bunu da yaptım. Şüphenin gölgesi şüpheden büyük olur, ellerin için verdiğim izin, dudakların içinde geçerli, öpmeye değecek birini bulduğunda hiç tereddüt etme, öptüğünde yüreğine değmedikten sonra, ben aldırmam... Koş koca adam, seni tutan hiçbir şey yok, bağırarak çık hayatımdan, çığlıkların arşa değsin, telaşın amaçlarını meşrulaştırdı bile, bavulunu topla ve terk et beni, bakalım ne kadar uzağa gidebileceksin! alıntıdır... |
Seni içtim![]() Sigaramın son nefesinde Seni ciğerlerime kadar çektim İçkimin son damlasında Seni içtim Sen kadehimdeki içkiydin Seni her içtiğimde sarhoş gibi oluyorum Sen silahımın namlusunda duran bir çift kurşunumdun Sen özgürlüğümdün benim İçimdeki çocuktun Kalbimde kanayan yaramdın benim Şimdi ne oldu Kadehimdeki son damla içkiyi içtin Namluda duran bir çift kurşunu kafama sıktın Özgürlüğümü elimden aldın İçimdeki çocuğu öldürdün Ve kalbimdeki kanayan yarağa bir avuç tuz bastın Şimdi yaşayan bir ölüden hiçbir farkım yok Ne yaşamdan zevk alıyorum Nede sevmekten Beni önce yaktın Sonra küllerimi her bir yere savurdun Ne bileyim ilerde belki sende seversin İnşallah seversinde Acı çekmenin ne olduğunu Geçte olsa anlarsın be insafsız |
| ||||
beyaz kağıt
|